Football Leaks’in Hukuk Savaşı  Football Leaks’in kaynağı Rui Pinto’nun ve sızdırdığı belgelerin Portekiz’e iadesine karar verildi. Verileri incelemek isteyen Avrupalı yetkililer ise olası iadenin soruşturmalarını etkileyeceğinden endişeli. Tüm bu yargı sürecini başlatan şikayetin altından Kazak-Türk Arif ailesi çıktı.

Football Leaks’in Hukuk Savaşı Football Leaks’in kaynağı Rui Pinto’nun ve sızdırdığı belgelerin Portekiz’e iadesine karar verildi. Verileri incelemek isteyen Avrupalı yetkililer ise olası iadenin soruşturmalarını etkileyeceğinden endişeli. Tüm bu yargı sürecini başlatan şikayetin altından Kazak-Türk Arif ailesi çıktı.

12:19 03.03.2019

Geçen salı günü Budapeşte’de ufak tefek bir mahkeme salonunda hakim, Avrupa araştırmacı gazetecilik projesi Football Leaks haberlerinin kaynağı olan 30 yaşındaki Portekizli Rui Pinto hakkındaki kararını açıkladı: “Şantaja teşebbüs ve bilişim suçlarından yargılanmak üzere Portekiz’e iadesine…”

Hakim Judit Csiszár hükmü okumadan önce Pinto, duruşmaya katılan muhabirler ve bir televizyon ekibinin önünde iki saat boyunca kendini savundu. Hakimin kararının ardından iki polis memuru Rui’yi kelepçeledi, salondan çıktıkları sırada kameraların önünde durdular.

“Ben bir whistleblower’ım,” dedi Pinto. ”Kamu yararına hareket ettim, beni nasıl teslim ederler?” Pinto’nun avukatları davayı temyiz etmeye hazırlanıyorlar.

‘Whistleblower’ kavramı kanuna aykırı, etik dışı, usulsüz ya da haksız uygulamaları ifşa edenleri tanımlamak için kullanılıyor. Bu kişiler genelde bağlantılı oldukları ya da yasadışı iş yaptığından şüphelendikleri kurumlardan kamu yararını gözeterek bilgi sızdırıyorlar.

Pinto, Portekizli yetkililerin çıkartmış olduğu Avrupa çapındaki bir yakalama emri sonucunda yaşamını sürdürdüğü Budapeşte’de Ocak ayı ortalarında tutuklanmıştı. Hakkındaki suçlamaları reddediyor, bir whistleblower olarak tanımlanmak ve muamele görmek için mücadele veriyor. Vatandaşı olduğu Portekiz’de adil şekilde yargılanmayacağını, bu ülkede muktedir düşmanları olduğunu söylüyor.

Tutuklama emrinin arkasında global ölçekli Doyen şirketi ve aslen Kazakistanlı olan Arif ailesi var. 2015’in sonlarında Doyen, Pinto hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

Doyen ve Arif ailesi ayrıca The Black Sea internet sitesi hakkında “basın yayın yoluyla iftira” iddiasıyla harekete geçerek şirketin şaibeli geçmişinden, iş ilişkilerinden ve politik bağlantılarından bahseden sekiz haberin siteden kaldırılmasına dair bir mahkeme kararı aldırdılar. Arif ailesi ve Doyen’le ilgili 2016’da yayınladığımız ve kaldırılması istenen haberlere buradan ulaşabilirsiniz.

Romanya mahkemesinde ailenin lehine alınan bu karar, şirketin ve ailenin kendi faaliyetlerine dair herhangi bir bilgiyi internet de dahil olmak üzere kamunun ulaşabildiği alanlardan temizleme alışkanlığının tipik bir örneği.

Bir sızıntı, 800’den fazla haber

Pinto 2015 baharında futbol kulüpleri, yatırımcılar ve menajerlerin ilişkilerini açığa çıkaran gizli belgeleri yayınlayacak olan Football Leaks platformunun faaliyete geçmesinde pay sahibiydi. Şubat 2016’da Pinto, 70 milyondan fazla dosyayı Der Spiegel ile paylaşmayı kabul etti. Daha sonrasında The Black Sea’nin de kurucu üyelerinden biri olduğu ve 12 Avrupa medyasını bir araya getiren European Investigative Collaborations (EIC) konsorsiyumunun da bu dosyalara erişimi sağlandı.

Pinto’nun belgelerinin üzerine kendi araştırmalarını da ekleyen The Black Sea ve EIC konsorsiyumu ortakları iki yıl boyunca futbolun kirli yüzü ve buna dahil olan şirketler ve bireyler hakkında 800’den fazla haber yayınladı. Haberlerin açığa çıkardığı bilgiler para aklama, sahtekârlık ve vergi kaçırma suçlarına dair cezai soruşturmaların ve yargılamaların önünü açtı. Bu yargılamaların en dikkat çekici olanlarından biri Cristiano Ronaldo davasıydı; Ronaldo geçen yıl bir İspanyol mahkemesi karşısında, geçtiğimiz yıllarda reklam gelirlerinden eline geçmiş olan 150 milyon avronun vergisini ödemediğini kabul etti. Mahkeme, beş defa Avrupa’da Yılın Futbolcusu ödülünü kazanmış olan multimilyoner futbolcuya para ve ertelenmiş hapis cezası verdi.

EIC konsorsiyumu ayrıca UEFA’nın finansal fair play kurallarının haksız uygulamalarını ve Avrupa’nın bazı büyük kulüplerinin çevirdiği mali dolapları da açığa çıkardı. Yatırım firmalarının futbolcuların transfer haklarını kontrol etmesine ve 18 yaş altı futbolcu çocukların kötü koşullarda eşya muamelesi görmesine olanak sağlaması sebebiyle tartışmalara yol açan Üçüncü-Şahıs Yatırımı (TPO) anlaşmaları ile ilgili haberler de yapıldı.

Bu haberlerin yanı sıra The Black Sea, Türkiye’nin en meşhur menajeri Ahmet Bulut’un şüpheli offshore ödemelerini, Portekizli menajer Jorge Mendes’in Beşiktaş’la yaptığı ve kulübün mali durumunu mahveden gizli saklı anlaşmaları, Rus devlet şirketlerinin Rus takımlarına yasa dışı şekilde pompaladığı milyarlarca avroyu ve Doğu Avrupa’da faaliyet gösteren Çinli şike şebekelerini de haberleştirdi. Türkiye’yle ilgili tüm Football Leaks haberlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Bir yandan da Football Leaks, sadece futbolla ilgili değildi. Pinto’nun belgeleri sayesinde Türkiye cumhurbaşkanının ailesinin dahil olduğu milyonlarca dolarlık karanlık bir gemi anlaşması ortaya çıktı; bu anlaşma EIC konsorsiyumunun kardeş projesi Malta Files’ın doğmasına yol açtı.

Bir diğer önemli konu ise Arif ailesinin uluslararası iş anlaşmalarıydı, Arifler bu dönemde Doyen şirketinin arkasındaydı.

Kapalı kutu Kazak aile

Doyen, çoğu vergi cennetlerinde kayıtlı bulunan şirketlerden oluşan geniş bir grubun marka adı. Esas sahipleri, önceden Arifov olarak bilinen Kazakistan doğumlu Arif ailesi. Refik, Rüstem, Vakıf ve Tevfik kardeşler servetlerini Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından özelleşen metal endüstrisinde yaptılar. Sovyetler dağılmadan önce Tevfik, Sovyet Ticaret Bakanlığı’nda daire başkanıydı, ağabeyi Refik ise Kazakistan’da Endüstri ve Ticaret Dairesi’nde çalışıyordu.

Yirmi yıldan uzun bir süre boyunca Arif ailesi, Kazakistan’daki krom dökümhanelerinden elde ettiği yüzlerce milyonluk kâr ile değişik alanlardaki ticari girişimlerini finanse etti. 1990’ların sonunda İstanbul’a yerleşen Tevfik, soyadını Arif olarak Türkçeleştirdi ve Türkiye’nin en büyük şirketleri arasına girecek olan Sembol inşaat şirketini ve Rixos oteller zincirini kurdu. Ayrıca ailenin Amerika’daki emlak şirketi Bayrock’a da para akıyordu. Bayrock şirketi, Donald Trump’un 2000’lerdeki tartışmalı emlak projesi Trump Soho’nun ortağıydı, bu dönemde dolandırıcılık ve para aklamak ile suçlanmıştı.

Bayrock, önümüzdeki günlerde Amerikan başkanı Trump hakkında yürütülmekte olan soruşturmalar kapsamında da gündeme gelecek. Amerikan Kongresi önümüzdeki hafta Felix Sater’i sorgulayacak; Sater, Arif ailesinin eski iş ortağı ve Rus mafyasıyla bağları bulunuyor.

Kazakistan’daki dökümhane, Doyen’in spor menajerliği ve Üçüncü-Şahıs Yatırımı (TPO) girişimine sermaye olan 80 milyon dolarının da kaynağıydı (Üçüncü-Şahıs Yatırımı daha sonra FIFA tarafından yasaklandı.) Doyen’in bu spor endüstrisi girişimi, Tevfik’in oğlu Arif Efendi ve Portekizli iş adamı Nelio Lucas’ın ortak fikriydi.

Doyen Sport şu sıralar Brüksel mahkemelerinde FIFA, UEFA ve bazı diğer yerel futbol organizasyonları ile savaş halinde; Belçika’daki üçüncü lig takımı RFC Searing ile yaptığı anlaşmaların Üçüncü-Şahıs Yatırımı kurallarını açıkça ihlal etmesi üzerine uygulanan yaptırımlara itiraz ediyor.

EIC konsorsiyumunun Doyen’in Üçüncü-Şahıs Yatırımı ihlalleri hakkında yönelttiği sorulara cevaben bir FIFA sözcüsü, “FIFA Disiplin Komitesi’nin yetki sınırlarına girmediği için FIFA’nın bir yaptırım uygulaması mümkün değil,” dedi. Ancak “Doyen, yaptırım uygulanmış Sporting Portugal, Sevilla, Seraing ve Twente gibi kulüplerle bir dizi anlaşmalar içindeydi,” diye ekledi. FIFA, Belçika ve Avrupa Birliği prosedürleri dahilinde FC Seraing hakkında “kulübün lehine kararlar alındığını” belirtti.

The Black Sea ve EIC konsorsiyumunun ilk haberlerinde, Arif ailesinin “Kazak Üçlüsü” olarak bilinen üç oligark Patokh Chodiev, Alexander Mashkevitch ve Alijan İbragimov ile olan mesleki ve kişisel bağlantıları ortaya çıkmıştı. Üçlünün Kazakistan’daki metal işletmeleri, Arif ailesinin dökümhanesi ile çok yakından ilişkili. Kazak Üçlüsü ve Arifler, mal ticareti dahil olmak üzere başka birçok yatırımda da ortaklık içindeler. Arif ailesi tam da bu ve buna benzer bağlantılarını saklamak istiyor.

Kazak Üçlüsü İngiltere, Fransa, Belçika ve İsviçre’de soruşturmalar geçirdi. Bu üç oligarktan Arif ailesine ve ailenin başı Tevfik Arif’e en yakın isim olan Mashkevitch, medyada çıkan haberlere göre Kazakistan devlet başkanı Nursultan Nazarbayev ile arkadaş. Hatta Nazarbayev ile bağları o kadar sıkı ki Kazak lider Fransız devletinden helikopter satın almak için Kazak Üçlüsü’nün Belçika’daki davalarının düşürülmesini şart koştu; Üçlü Belçika’da çok sayıda mali suçla yargılanıyordu.

Tevfik Arif

Rui Pinto Budapeşte’de duruşmanın başlamasını beklerken. (Fotoğraf: Rafael Buschmann)

The Black Sea’ye dava

Geçtiğimiz yıl Ekim ayında, Macar polisinin Portekiz tutuklama emrine istinaden Pinto’yu tutuklamasından birkaç ay önce Tevfik Arif, oğlu Arif Efendi ve Malta merkezli Doyen Sport Investment Limited (DSIL), Romanya eski Adalet Bakanı Valeriu Stoica’nın hukuk firmasıyla anlaştı. Talepleri Romanya Araştırmacı Gazetecilik Merkezi’ne (CRJI) dava açmak ve ayrıca The Black Sea’nin yayınladığı ve Arif Ailesi ya da Doyen’den bahseden haberlerin kaldırılmasını sağlamaktı.

Bahsi geçen isimlerden hiçbiri yasal işlem başlatmadan önce CRJI, The Black Sea ya da haberlerde adı bulunan gazetecilerle iletişim kurmadı. Arifler ve Doyen, CRJI’ya iki yasal işlem dayatmış durumda; ilki 21 Aralık 2018 tarihli ve davanın görülmeye başlanacağı tarihe kadar geçerli olmak üzere CRJI’nın The Black Sea’deki haberleri kaldırmasına yönelik acil yayın yasağı talebi içeriyor. İkinci talepleri ise The Black Sea’yi bundan sonra isimlerini herhangi bir şekilde anmaktan men etmekti, fakat bu talep reddedildi.

CRJI’nin yayın yasağından haberi yoktu, dolayısıyla mahkemede bu konuda savunma yapamadı. 2019 Ocak ayı sonlarında, Arifler ve Doyen mahkemeden kararın infazı yönünde ikinci bir emir elde etmenin peşine düşüp bunu başardılar. Nihayet Şubat ayında avukatları CRJI ve The Black Sea gazetecilerine bu emrin bir kopyasını e-posta olarak gönderdi.

Şu anda CRJI’nın karşısında mücadele vermekte olduğu ikinci yasal talebin içeriğini, The Black Sea’nin haberlerinin kamu yararı taşıyıp taşımadığı tartışması oluşturuyor. Ayrıca haberlerin karalayıcı nitelikte olduğu ileri sürülüyor. Arif ailesi ve Doyen’in iddialarının temelinde The Black Sea haberlerinin kamu yararı gözetmediği, zira ailenin kamu görevlerinde çalışmadığı ve Romanya’da herhangi bir ticari çıkarları olmadığı iddiaları bulunuyor.

Ailenin ve şirketin Rumen avukatları Google’a da şikayette bulunup The Black Sea haberlerinin linklerinin arama sonuçlarından çıkarılmasını istediler. Doyen’in bir temsilcisi Mart 2018’de de benzer bir istekte bulunarak Google’dan Der Spiegel’in Arif ailesi hakkındaki bir haberinin kaldırılmasını talep etmişti. Google bu talebi reddetmiş, haberin “azımsanmayacak derecede kamu yararı” taşıdığını ifade etmişti.

AB’yi ikiye bölen ‘whistleblower’ tartışması

Pinto’nun ülkesine iade kararı, dikkatleri kimlerin kanunlar önünde whistleblower olarak tanımlanabileceği ve bu kişilerin ne tür bir korunmadan faydalanabileceği konusundaki tartışmalara çekiyor. Bu tartışmaların kıvılcımı yakın tarihli LuxLeaks, Panama Papers ve Football Leaks gibi büyük çaplı araştırma projeleriyle alevlendi. Bu projeler, whistleblowerlar’ın yardımları olmadan medyanın vergi kaçakçılığı ya da para aklama gibi suç faaliyetlerini kolay kolay açığa çıkaramayacağını gösterdi.

Whistleblower’lar bilgi sızdırırken gazetecilerin aldığından çok daha büyük risk alıyorlar. İşlerini ve geçim kaynaklarını kaybetmeyi, yargılanmayı, sürgünü ve kendilerini yıllarca cezaevine yollayabilecek adli davaları göze alıyorlar.

2018 baharında Avrupa Komisyonu, kamu yararı taşıyan hassas bilgileri açığa çıkarmak isteyenlere yönelik üç aşamalı bir haber verme kanalını tanımlayan bir whistleblower yönergesi taslağı sundu. Yönergenin önerisine göre whistleblower ilk olarak çalıştığı şirkete haber vermeli. Eğer bu kanaldan olumlu sonuç alınamazsa, ikinci aşama olarak işinin ehli yetkililere ulaşmalı. Bu da sonuç vermediği takdirde son aşamada bilgiyi medya ya da diğer yollarla halka ulaştırmaya izin veriliyor. Yönergede sadece bazı gerekçeli, istisnai durumlarda kaynakların ilk aşama olarak doğrudan medyayla irtibat kurmasına ve yine de whistleblower korunmasından faydalanabilmelerine izin veriliyor. Avrupa Parlamentosu duruma farklı yaklaşıyor ve whistleblowerlar’ın hangi kanalı kullanacakları konusunda özgür olmalarını tercih ediyor.

Rui Pinto ise Avrupa Komisyonu’nun taslak yönergesine uymayan bir whistleblower. Şaibeli faaliyetlerini açığa çıkardığı bir şirket ya da organizasyonda çalışmıyordu. Profesyonel futbol dünyasını temizlemek için sızdırdığı bilgileri dışarıdan temin etmişti, Der Spiegel ile paylaştığı 3.4 terabaytlık veriyi ne şekilde elde ettiğini asla açıklamadı.

Pinto verileri soruşturuluyor

Araştırmacı gazetecilik için ilk sırada kamu yararı, ikinci sırada verilerin yasal yollarla elde edilip edilmediği gelir. The Black Sea’de yayınlanan haberler için de benimsenen prensip aynı. Fransız savcılar da bu prensiple çalışıyor, dolayısıyla Rui Pinto, bu ülkede süren soruşturmalarda önemli bir tanık konumunda. Geçen yıl Kasım ayında, Fransız mali suçları araştırma kurulu Parquet National Financier’den araştırmacılar Pinto ile Paris’te buluştu. Ciddi mali suçlarla ilgilenen bu özel birim şu anda bazı futbol kulüplerini ve oyuncuları yolsuzluk şüphesiyle hedefine almış durumda. Pinto, tanık koruma programı alınması karşılığında işbirliğine hazır olduğunu ifade ediyor.

Aralık 2016’da yürürlüğe giren Fransız whistleblower düzenlemesi, bir şirket ya da organizasyondan çıkan whistleblowerlar’ı kapsıyor. Fransız yasası bilgi kaynaklarına misillemelere karşı koruma sağlıyor. Fransızlar Pinto’nun tehlikeli bir durum içinde olduğunun farkındalardı ve onu Şubat ayında Fransa’ya götürmeyi planlamışlardı.

Ancak Pinto’nun tutuklanması bu planı sekteye uğrattı. Yine de Fransızlar ve başka ülkelerin savcıları Pinto’nun verilerini incelemeye devam ediyorlar. Pinto bir süre önce 12 milyon dosyayı savcıların erişimine açmıştı, bu sayı elindeki dosyaların tamamının onda birine denk geliyor. Şubat ortasında savcılar Lahey’de kurulu Avrupa yargısal işbirliği kurumu Eurojust’ta bir toplantı düzenleyerek dokuz ülkenin Pinto’nun kendilerine verdiği verilerinin paylaşımına dair işbirliği planlarını açıkladılar.

Portekiz ise Pinto’nun iadesi konusundaki ısrarını sürdürdü. Ancak Portekiz’in Eurojust’taki üst düzey temsilcisi Antonio Cluny, olası bir menfaat çatışması durumunu bildirmeyi unutmuşa benziyor. Oğlu João Lima Cluny, bir Portekiz hukuk fiması olan Morais Leitão’da avukat olarak çalışıyor ve firmanın futbol oyuncularını ve kulüplerini temsil eden ekibinin bir parçası. Savcıların Football Leaks verilerinin ışığında usulsüzlükler tespit etmesi durumunda oğul Cluny’nin çalıştığı şirketin müvekkillerinin de zan altında kalma ihtimali bulunuyor.

Ronaldo vergi davası kapsamında, Morais Leitão firmasında çalışan ve dolayısıyla João Lima Cluny’nin iş arkadaşı olan bir avukat hakkında devam eden bir soruşturma da mevcut.

Ne hukuk firması ne de Antonio Cluny bu durumu menfaat çatışması olarak görüyor. Pinto ise bunun “futbol mafyasının” Portekiz adalet sistemine “sızmış” olduğunun bir kanıtı olduğunu söylüyor.

Portekizli otoritelerin Pinto’ya yönelttikleri suçlamaların başlangıcı 2015’e dayanıyor. Pinto sahte bir isim kullanarak haklarındaki belgeleri yayınlamamak karşılığında Doyen yöneticilerinden para talep etmiş. Böyle bir anlaşma asla yapılmamış ve Pinto belgeler için para almamış. Bugün bu davranışını Doyen belgelerinin ederini öğrenmek isteyen aptal bir çocuğun yaptığı kötü bir şakaya benzetiyor. Şaka ya da değil, Portekiz’deki yasal sorunlarının kaynağı bu para talebi.

Eurojust araştırmacıları, yasal olmayan yollarla elde edilmiş olduğu yönündeki iddiaların belgelerin Portekiz mahkemelerinde kanıt olarak kullanılmasını engelleyeceğinden endişeliler. Ayrıca Portekiz’in tüm verilere el koyması durumunda bu verileri Avrupa’nın diğer emniyet ve adli birimlerinin erişimine kapatacağı yönünde şüpheler de bulunuyor. Verilerin tamamen yok edilmesi ihtimali de bir başka endişeyi oluşturuyor.

Verilere erişimin kaldırılması durumunda, Cristiano Ronaldo hakkında 2009’da Las Vegas’ta bir otelde bir kadına tecavüz ettiği iddiasına yönelik devam etmekte olan soruşturmanın da etkilenme ihtimali yüksek. Bu soruşturma Der Spiegel’in Football Leaks verileri içindeki bir takım kilit belgelere dayanan haberi üzerine başlamıştı. (Ronaldo suçlamayı reddediyor.) Amerikan yargısından bir temsilci de Şubat ortasında Eurojust toplantısına katılmak üzere Lahey’e gitmişti.

Pinto’nun avukatlarınca Budapeşte’de mahkemeye sunulan belgeler arasında Alman vergi müfettişlerinden gelen bir mektup da bulunuyordu. Alman yetkililer, Şubat sonunda Pinto’nun avukatlarından birine yazdıkları mektupta Pinto’ya teşekkür ederek yüz yüze bir görüşme istediklerini belirtmişler. Vergi müfettişleri ilgilendikleri şeyin Bundesliga içindeki anlaşmalar olduğunu ya da “daha genel bir bakışla, Alman futbol kulüpleri, oyuncular ve danışmanlar” olduğunu yazmışlar. Pinto’nun yüz yüze buluşmaya herhangi bir belge getirmesine gerek olmadığını, sadece kafasının içindekilerin kendilerine yeterli olacağını eklemişler.

Pinto Portekiz’e iade edilirse Alman yetkililerin istediği bu “çok gizli buluşma” gerçekleşmeyecek. Daha da önemlisi Football Leaks verilerine dayanarak Avrupa çapında başlatılan ya da başlatılması planlanan yasal soruşturmalar da çok büyük sekteye uğrayacak gibi görünüyor.

Bu haber dolayısıyla ulaşılan Doyen şirket temsilcileri ve Nelio Lucas yazılanlarla ilgili bir yorum yapmadı.

©today-news.press